bu kırılgan kelimelerin ardındaki yenilmez sessizlik

Sustukça batanları yazdığım günlüklerimin sayısı arttıkça günlük tutmaktan vazgeçtim. konuşmaya çabaladığım ilk dönem de o an başlamıştı benim için. Sonra of çok konuşuyorsun dediler…Tekrar susmam gerektiği hissine kapılmıştım o an. Ama içimden gelmiyordu susmak. Ne yalan söyleyeyim konuştukça kaybettiğim insanlar zamanla yükümü hafifletmeme yardımcı oldular. Sonra düşündüm ki bu da bir çeşit istifçilik! yalnız kalmamak için ne kadar çok insan istiflemişim oysa ki yanıbaşıma, masama, telefonuma. Ben sıkıştırdıkça onları ağırlaşmışım. Her iki taraf içinde büyük bir haksızlık olduğunu düşündüm kaybedilen zamanın. Sanırım insanın içine aniden yerleşiveren o özgürlük hissi de o kaydedilen zamanın boşluğunu hissettiğin an geliyor. Bir anda özgür bırakıyorsun kendini ve herkesi.

Asla kimsenin görmesine cesaret edemediğim yazılar yazardım eskiden. Zamanla şiirlere döndü hepsi. Şimdi ise bir film karakterinin dili oldular. Bir kitabın satırları. Zamanla hepsi konuşacak cesareti buldu. Galiba sonu benim elimde olduğu için bu kadar güçlü oldu hepsi. Bana ait her sey, benimle birlikte güçlendikçe yalnızlık hissine olan bakışım da değişmişti. Bazen korktuğumuz şeylerin aslında hiç de korkutucu olmadığını fark ederiz. Deneyimlerimizden kaynaklı sanırım. Zaman denilen şeyin en güzel yanı bu olmalı. Her defasında bir güzel evire çevire düşüre kaldıra bize yeni bir tecrübe katması.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın